Türkiye İlk “Kentleşme Şurası”na Hazırlanıyor
Şura’nın amacı; Türkiye çapında sürdürülebilir entegre bir kentsel kalkınma stratejisi oluşturmak ve bu stratejiyi eylem planlarına yansıtmak. Farklı meslek çevrelerinden, kamu kurumlarından, akademiden, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasından çok sayıda temsilcinin katılımı ile devam eden çalışmalar; Türkiye’de mekansal planlama sistemi, kentsel dönüşüm, konut ve arsa politikaları, kentsel yoksulluk ve kentlilik bilinci gibi birçok konuya odaklanıyor. Odaklanılan konulardan bir diğeri de, sera etkisi ve ozon aşınması gibi sorunlara yol açan ve doğal kaynaklar üzerinde olumsuz etkiler yaratarak ekolojik dengenin bozulmasına neden olan kentsel ve küresel ısınma.
Bugün dünya nüfusunun yarısının ve Türkiye nüfusunun %70’inin kentlerde yaşıyor olması, kentleşme olgusunun çok boyutlu ve stratejik bir yaklaşımla ele alınmasının ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Kentleri ve özellikle büyük yerleşmeleri bir yandan ülke kalkınmasının motor güçlerinden biri olarak görmek, bir yandan da bu yerleşimlerin sürdürülebilirlik açısından oldukça kritik öneme sahip olduklarını kabul etmek kaçınılmaz.
Görüyoruz ki küreselleşme süreci, yerel düzeyde sermaye ve mekan ilişkisinin yeniden şekillenmesini ve kentleşmeye ilişkin geleneksel yöntemlerden uzaklaşmayı dayatıyor. Sosyal adalet çerçevesinde bu dayatma, kentte yaşayan insanların sağlık hizmetlerine, işsizliğine ve yoksulluğuna ne ölçüde çare olacak göreceğiz.
Büyük şehirlerimizde bu açıdan çok da olumlu sinyaller aldığımız söylenemez. Kentlerde ekonomik gelişim sağlanırken, doğal kaynaklarımızın kısıtlı olduğunu ne kadar dikkate alıyoruz? Son dönemlerde küresel ısınma ile ilgili olarak Türkiye’de ulusal düzeyde bir dizi yeni politik karar alınıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konu ile ilgili araştırma komisyonları kuruluyor, uluslararası projeler hızlandırılıyor. Kyoto Protokolü’ne taraf olmamız an meselesi. Ancak bütün bu çabalar, insanımızın yaşam kalitesine doğrudan yansıdığı zeminlerde, yani kentlerde uygulama alanı bulacak mı?
Bugün dünya nüfusunun yarısının ve Türkiye nüfusunun %70’inin kentlerde yaşıyor olması, kentleşme olgusunun çok boyutlu ve stratejik bir yaklaşımla ele alınmasının ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Kentleri ve özellikle büyük yerleşmeleri bir yandan ülke kalkınmasının motor güçlerinden biri olarak görmek, bir yandan da bu yerleşimlerin sürdürülebilirlik açısından oldukça kritik öneme sahip olduklarını kabul etmek kaçınılmaz.
Görüyoruz ki küreselleşme süreci, yerel düzeyde sermaye ve mekan ilişkisinin yeniden şekillenmesini ve kentleşmeye ilişkin geleneksel yöntemlerden uzaklaşmayı dayatıyor. Sosyal adalet çerçevesinde bu dayatma, kentte yaşayan insanların sağlık hizmetlerine, işsizliğine ve yoksulluğuna ne ölçüde çare olacak göreceğiz.
Büyük şehirlerimizde bu açıdan çok da olumlu sinyaller aldığımız söylenemez. Kentlerde ekonomik gelişim sağlanırken, doğal kaynaklarımızın kısıtlı olduğunu ne kadar dikkate alıyoruz? Son dönemlerde küresel ısınma ile ilgili olarak Türkiye’de ulusal düzeyde bir dizi yeni politik karar alınıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konu ile ilgili araştırma komisyonları kuruluyor, uluslararası projeler hızlandırılıyor. Kyoto Protokolü’ne taraf olmamız an meselesi. Ancak bütün bu çabalar, insanımızın yaşam kalitesine doğrudan yansıdığı zeminlerde, yani kentlerde uygulama alanı bulacak mı?
Kaynak: Yazarlarımız