YUKARI

Duyurular

Eklenme Tarihi: 15 Ekim 2017

Gıda güvencesi toprakları korumakla başlar

  • TEMA Vakfı, 16 Ekim Dünya Gıda Günü'nde gıda güvencesi için toprakları korumak gerektiğinin altını çizdi.

    TEMA Vakfı, 16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle bir açıklama yayınlayarak tarım alanları ve tarımsal istihdamdaki azalmanın gıda güvencesini etkilediğine dikkat çekti. Gıda güvencesi kavramına değinerek sözlerine başlayan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Gıda güvencesi bütün insanların aktif ve sağlıklı bir yaşam için ihtiyaç duyduğu gıdaya her zaman erişebilmesini ifade eder. Her bireyin yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan ulaşabilmesi gerekiyor. Bugün dünya açlık ve yoksulluk kıskacındayken karşı karşıya kalınan savaşların ve göçlerin temelinde gıdaya erişimin olduğunu söyleyebiliriz. Tüm dünya nüfusu gelişmiş ülkelerdeki tüketim alışkanlıkları ile hareket ederse bir dünyadan fazlasına ihtiyacımız olacak. Bu da demektir ki bugün aslında sürekli başka insanların tabağından yiyoruz. Süpermarket raflarını hep dolu görüyoruz ve hiç boşalmayacağını düşünüyoruz. Fakat unutmayalım ki gıda tükenmez değil. Aldığımız her lokmanın küresel sonuçları var. Her gece 1 milyar insan yatağa aç giriyor. Bütün bu adaletsiz paylaşım ve gıdaya erişimin önündeki engeller dünyayı yaşanamaz hale getiriyor” dedi.

    Daha fazla tarım alanına ihtiyaç duyulacak

    Hızla artan nüfusla birlikte azalan tarım alanlarının gıda üretiminde yetersizliğe yol açabileceğini söyleyen Deniz Ataç, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine değindi. Ataç, “Verilere göre tarım alanları 2001 yılında 26,4 milyon hektar iken 2016 yılında 23,7 milyon hektara geriledi. Yılda ortalama 180 bin hektar kayıpla 15 yılda toplam 2,7 milyon hektar (yaklaşık iki İstanbul büyüklüğünde) azalma olduğu görülüyor. Tarım alanlarındaki azalma tarımsal istihdamda da azalmayı tetikliyor. 2002 yılında tarımsal istihdam 7,46 milyon kişi iken, 2016 yılı nisan ayında %28 azalış ile 5,35 milyon kişiye geriledi. Bu durum artan nüfus ile birlikte gelecekte gıda güvencesinde ciddi bir sorun olabileceğine işaret ediyor. Çünkü Türkiye nüfusunun 2020 yılında 82 milyonu aşacağı tahmin ediliyor. Bu, 2015’ten 2020 yılına kadar 5 milyonluk bir nüfus artışına denk geliyor. Yalnızca tahıl üretimi dikkate alındığında bile üretimin 1 milyon ton artması gerektiği görülüyor. Eğer verimlilik artışı sağlanamazsa yaklaşık 400 bin hektar (yaklaşık 535 bin futbol sahası büyüklüğünde) tarım alanına daha ihtiyaç duyulacak. Net bir şekilde ifade etmek gerekirse tarım topraklarımızı kesinlikle korumamız gerekiyor” dedi. 

    Alınması gereken önlemler bulunuyor

    Gıda güvencesini tehdit eden unsurlarla birlikte alınabilecek önlemlere de değinen Deniz Ataç, “Dünya bir yandan açlığın önüne geçmeye çalışırken maalesef diğer yandan amaç dışı tahsislerle tarım alanlarında azalma oluyor. Türkiye’de 1989-2010 yılları arasında yaklaşık 2,4 milyon hektar arazinin tarım dışına çıkarılmasına yönelik talepte bulunuldu. Bu kapsamda 827 bin hektar alanın tarım dışı faaliyet için kullanımına izin verildi. Buna göre amaç dışı kullanım taleplerinde her üç talepten birine izin verildiği görülüyor. Türkiye’de tarım arazilerinin tarım dışı kullanımının en yaygın görüldüğü alanlar sırasıyla sanayi, kentleşme, turizm, madencilik ve ulaştırma şeklinde sıralanıyor. Bu nedenle öncelikle tarımsal üretim kapasitesi yüksek verimli alanların amaç dışı kullanımlarının önüne geçilmesi gerekiyor. Bununla birlikte Türkiye’de iyi gelişmeler de oluyor. Örneğin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı büyük ovaları koruma altına alarak olumlu bir adım attı” dedi.

    Kırsal kalkınma çalışmalarına önem verilmeli

    Kırsal kalkınma çalışmalarının tarım alanlarının korunması, istihdam, göç ve gıda güvencesi konularında çare olabileceğinin altını çizen Deniz Ataç, “Kırsal alanda yaşayan nüfusun büyük bir bölümü tarımsal faaliyetle geçimini sağlıyor. Ancak artan nüfus ile tarımdan sağlanan gelir yetersiz kalıyor. Tarım arazilerinin çeşitli nedenlerle parçalanmasıyla tarım işletmeleri düşük gelirli küçük işletmelere dönüşüyor. Tarımsal üretimde makine kullanımının artmasıyla iş gücüne olan talebin azalması gibi ekonomik nedenlerle köyden kente göç gerçekleşiyor. Yaşanan göç, tarımsal üretimde çalışacak genç iş gücünün azalmasına yol açıyor. Terk edilen araziler atıl kalıyor. Tarımda üretimin ve verimin düşmesi, kırsal yoksulluğun artması gibi birçok sorunu ortaya çıkarıyor. Bu kapsamda kırsaldan kente göçün azaltılması ve tersine göç hareketinin başlaması için kırsal kalkınma projeleri ve yatırımları artırılmalı. Aile çiftçiliğinin korunması ve kırsal nüfus yaşam standartlarının artması için düzenlemeler yapılmalı” diyerek sözlerini tamamladı.