YUKARI

Haberler

Eklenme Tarihi: 04 Şubat 2008

WWF-Türkiye’nin Yaptığı Araştırmaya Göre, Ülkemizin Sulak Alanlarının Karne Notu Orta

  • WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle, Türkiye’nin 12 Ramsar Alanını değerlendiren bir rapor hazırladı.     

    01.02.08 WWF Türkiye Basın Açıklaması

    WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle, Türkiye’nin 12 Ramsar Alanını değerlendiren bir rapor hazırladı. Raporda, Türkiye’nin Ramsar Alanı ilan ederek korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını taahhüt ettiği 12 sulak alan ele alındı. Gediz Deltası, Manyas (Kuş) Gölü, Burdur Gölü, Sultansazlığı, Seyfe Gölü, Göksu Deltası, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Akyatan Lagünü, Yumurtalık Lagünü, Meke Maarı ve Kızören Obruğu olmak üzere 12 Ramsar Alanı’nda resmi kurumlar ve yöre halkıyla görüşüldü ve alanların güncel durumları değerlendirildi.

    Bugüne kadar izlenen yanlış yönetim ve kullanım uygulamalarına, küresel iklim değişikliğinin etkileri de eklenince, Türkiye’nin sulak alanlarının durumu pek de iç açıcı değil. Yani ülkemizin sulak alanlarının karne notu orta.

    Türkiye’de son 40 yılda yaklaşık 1.300.000 hektar sulak alan; kurutma, doldurma, su sistemlerine müdahaleler ve kirlilik nedeniyle ekolojik ve ekonomik özelliğini yitirdi. Türkiye’deki toplam sulak alanların 2,5 milyon hektar olduğu düşünüldüğünde, son 40 yılda sulak alanlarımızın yarısını kaybettiğimizi söyleyebiliriz. WWF-Türkiye Su Kaynakları Programı Müdürü Buket Bahar Dıvrak; "WWF-Türkiye olarak; ülkemizin uluslararası öneme sahip 12 sulak alanını değerlendirdik. Bu raporla; aşırı tarımsal sulama, yeraltı sularının kaçak kullanımı, tarımdan dönen suların yarattığı kimyasal kirlilik, arıtılmadan sulak alanlara verilen sanayi ve evsel kaynaklı kirlilik gibi sorunların Ramsar Alanı olan sulak alanları da tehdit ettiğini ortaya koyuyoruz." dedi.

    WWF-Türkiye’nin hazırladığı değerlendirme raporuna göre Ramsar Alanları’ndan bazılarında durum şöyle: Sultansazlığı’nda bilinçsiz ve aşırı tarımsal su çekimi nedeniyle bugün gelinen noktada sazlıkları besleyen su neredeyse kalmamıştır. Bölgenin iklimi sertleşmiş, sulak alana bağlı sazcılık gibi ekonomik faaliyetler azalmıştır. Türkiye’nin en büyük lagünü olan ve en büyük kumullarını barındıran Akyatan Lagünü’ne drenaj kanallarıyla tarım ilacı, gübre ve alüvyon taşınmıştır. Üst kesimlerdeki tarım alanlarının yerleşme ve sanayiye açılması, hızlı nüfus artışı ve yoğun göç deltadaki doğal alanlar üzerindeki baskının artmasına neden olmuş, göl çevresindeki geçici sulak alanların tamamına yakını direne edilerek tarıma açılmıştır. Yumurtalık Lagünü’ne barajlardan dolayı tatlı su girişi azalmaktadır. Balıkçılar Yuurtalık Lagünü’nde avlanan balık miktarının son 10 yılda %30- 40 oranında azaldığını belirtmiştir. Gediz Deltası, arıtılmadan bırakılan evsel ve sanayi kaynaklı atık sularla her gün daha da kirlenmektedir. Ayrıca deltada atık çamuru ve moloz depolanmaktadır. Uluabat Gölü tarımsal, endüstriyel ve evsel kullanım kıskacı altındadır. Ayrıca gölden pompalarla su çekilmekte ve göl çevresindeki 6.350 hektar tarım arazisi sulanmaktadır. Sığ bir göl olan Uluabat çevresinde yaşayanların en önemli geçim kaynağı balıkçılıktır ve göldeki kirlilikten ve suyun azalmasından doğrudan etkilenmektedir. Kızören Obruğu’nda su seviyesi son 30 yılda yeraltı suyunun aşırı kullanımı sonucunda 30 m düşmüştür.

    Kızılırmak Deltası’nda en önemli sorun endüstriyel, evsel ve tarımsal kaynaklı kirliliktir. Deltanın %50’den fazlası tarım arazisi olarak kullanılır. Normalde 0.02 mg/lt olması gereken amonyak değerinin Kızılırmak’ın bölgeye giriş yaptığı yerdeki değeri 0.117 mg/lt’dir, yani sulak alana giriş yapan su hali hazırda kirlidir. Deltada bulunan yerleşim merkezlerinin hiç birinde kanalizasyon arıtma sistemi bulunmamaktadır Ayrıca yapılaşma ve kum çıkarımı diğer önemli sorunlardır.

    Dünyadaki tüm sulak alan ekosistemlerinin ekonomik değeri 14.9 trilyon ABD doları olarak saptanmıştır. ABD’de yapılan araştırmalar, bazı sulak alanların bozulmadan bırakılmasının kalkınma amacıyla kurutulmasından 150 kat daha fazla değer taşıdığını göstermektedir. İçme suyu sağlama, taşkın kontrolü, yeraltı sularının beslenmesi, iklim değişikliğinin kontrolü, su arıtımı gibi birçok işlevi olan sulak alanlarımızla beraber, başta tarım ve balıkçılık olmak üzere turizm, saz kesimi gibi sulak alana dayalı geçim kaynakları ve ekonomi de darbe yemektedir.

    WWF-Türkiye Su Kaynakları Programı Müdürü Buket Bahar Dıvrak; "2007 yılında yaşadığımız kuraklıkla birlikte aslında sulak alanların ne kadar önemli ve hayati işlevlere sahip ekosistemler olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Dünyadaki karbonun %40’ını sulak alanlar muhafaza ediyor ve sulak alanların kuruması; tarım alanına dönüştürülmesi büyük miktarda karbondioksitin açığa çıkmasına neden oluyor. Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin özellikle bu yüzyıl içerisinde ciddi biçimde hissedileceği düşünüldüğünde, sulak alanların korunması ve iyi yönetimi son derece önemlidir. Diğer taraftan, sulak alanlar aynı zamanda, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek bulundukları bölgenin su rejimini düzenler. Bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yapar. Özellikle İç Anadolu’da son yıllarda görülen don olaylarının temel sebebi bölgedeki sulak alanların küçülmesi veya tamamen kurumasıdır. Sulak alanların sağladığı mikro klima etkisi ortadan kalktığı için don, sel gibi olaylar yaşanmakta ve maalesef bölgedeki tarımsal üretimde ciddi kayıplar olmaktadır. Bu anlamda, mevcut alanları korurken, bozulmuş alanların yeniden kazanılması için restorasyon programları oluşturulmalı ve gerekli finansal kaynaklar ayrılmalıdır." dedi. 

    www.wwf.org.tr    

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu