YUKARI

Öyküler

Yazar: Pakize İşcan | Eklenme Tarihi: 21 Eylül 2010

Bir Sabah Uyandım ki...

  • Karınca olarak uyandım bu sabah. Koca kafalı, upuzun bacaklı... Toprağın altından kafamı uzatıyorum günışığına, temiz havaya. Hmmm, biraz serinmiş yahu dışarısı.

    Yağmur yağmış. Mis gibi kokuyor ortalık. Off! Şu yapraklardan damlayan su damlacıklarının görüntüsüne bayılırım.
    İn cin top atıyor. Sessizlik gibisi var mı?

    Bugün Pazar. Bizimkilerin pazarı mazarı yoktur; ben de onlar daha uyanmadan sıvışayım, bir dolanayım, dedim. Akşamdan baktık gökler gürlüyor yukarıda, “belki yarın tatil ederiz” dedik. Yok düşündüğümüz kadar değilmiş, işe çıkılır bugün.

    Şimdi bizim zamanımız. Yaz bizim harıl harıl çalıştığımız, küplerimizi doldurduğumuz zaman. Çok kalabalık bir aileyiz biz. Büyükannem ailenin reisi, deli gibi çalıştırır hepimizi. Hele bir kaytaran olsun, aç bırakır valla. Hepimizin gözü önünde kaytaranı günlerce aç bırakır akıllansın diye. Kötülüğünden değildir bu yaptığı, sadece akıllansın, adaleti öğrensin diye. “Lafla öğrenilmez” der, “ancak yaşayarak hem de kötü şeylerden öğrenilir ne öğrenilirse.” der. Bakmayın onun otoritesine, esse de gürlese de her zaman haklıdır ve hepimizin iyiliği için yapar bunu. Hepimiz ona hak veririz, haklılığını biliriz, sözünden hiç dışarı çıkmayız. Çok da severiz. İş bitip de paydos çanı çaldığında, hepimiz bir araya toplaştığımızda, yemek faslına başlamadan önce sohbet ederiz, başımıza gelen ilginç şeyleri anlatırız. Yaşadığımız aksilikleri paylaşır, üzerlerinde fikir yürütürüz, çözümler bulmaya çalışırız. Ciddi konuşma ve yaşadıklarımızdan ders çıkarma faslından sonra büyükannem o güzel sesiyle şarkılarını söylemeye başlar. Put kesiliriz onu dinlerken, çıtımız çıkmaz.Sonra sıra gelir şükretme ayinimize. Yeraltı ve yerüstü bollukları için, sahip olduğumuz bütün yaşam zenginlikleri için teşekkür ederiz hayata. Özellikle de Tanrıya.

  • Ben bu hayatı seviyorum!
    Ailemi seviyorum!
    Bu dünyayı seviyorum!
    Her şeyi seviyorum!

    Gördüğüm her şeyden olmak istiyorum! Bir daha sefere kelebek olup uçmak istiyorum. Yılan olmak istiyorum mesela; şöyle görkemli pulları olan, çıngır çıngır dolaşan bir yılan. Hani şu mor çiçekleri olan dikenden olmak isterim bir başka sefere de.

    Başı göklere değen dev kaktüslerden olmak isterim. Su deposuymuş onlar, çölde yaşarlarmış, ve o kavurucu sıcaklarda depolarındaki suları idareli kullanırlar, yudum yudum içerlermiş. Kim bilir nasıl özlemişlerdir lıkır lıkır su içmeyi. Ben su birikintisi görmeyeyim hemen kafamı daldırırım, kana kana içerim. Var mı su gibisi be! Kaktüs olunca suyun değerini daha çok anlayacağım demek ki.

    Arıları kıskanıyorum, itiraf edeyim, uçmuyorlar mı öyle çiçekten çiçeğe, bütün renkleri, bütün kokuları içmiyorlar mı, aklım gidiyor o sefalarına. Bir daha sefere arı olmazsam ne olayım diyorum.

    Bir de ağaç olmalı. Ne ağacı olursa olsun, ağaç olmak isterim. Bu dünyanın en şefkatlileri, en bilgeleri onlarmış gibi gelir bana. Fırsat bulduğumda, mola zamanlarımda çıkarım dallarına, uzanırım kollarında serin serin, kestiririm biraz. İşte o zaman o da yeryüzü hikayeleri anlatır bana, yoldan geçenlerin, gölgesinde dinlenenlerin öyküsünü anlatır. Ne çok hikayesi vardır onun. Bir gün size de anlatırım.

  • İnsanları sevmiyorum galiba. Onlarla ilgili hiçbiri bana iyi şeyler anlatmadı şimdiye kadar. Bizimkiler de öyle. Büyükannem,” insan canlısı zalimdir, koruyun kendinizi ondan” der. Hatta bir keresinde ileriye mi gitti acaba diye geçirdim içimden. “Bu dünyanın baş belası insanlar olacak!” demişti çünkü. Büyükannem diyorsa doğru çıkacaktır, göreceksiniz. Benim aklım daha fazla ermiyor ama o zaman kim güçlüyse, dünya mı olur, tanrı mı olur artık bilmiyorum, onun kulağını büksün. Baktı akıllanmıyor falakaya yatırsın, onun da canını yaksın ki yaptığını fark etsin. “Açgözlünün tekidir onlar,” der büyükannem, “gözleri doymaz, hırslarından herşeyi kemiririler, tüketirler!” der. “Dağları taşları, suları denizleri yok ediyorlar!” demişti de aklım hafızam almamıştı.

    Nasıl yani, nasıl, dağları denizleri tüketirler! Canavar mı bunlar?

    Bize karşı da savaş açmış durumdalar. Gördükleri yerde ezerler bizi. Sanki her yer onların. Bize yaşama hakkı yok mu? Bizim yaşama alanlarımıza girdiklerinin farkında değiller ama! Cüsseleri büyük ya, kendilerini her şeyin hakimi sanıyorlar. Çok telefat veriyoruz onların yüzünden. Her gün sayısız yaralı ve bir o kadar da ölü!

    Öldürmeyi oyun sanıyorlar bu insanlar. Bilmiyorlar ki, bu yaşam zincirinin küçücük halkalarıyız her birimiz. Hepimizin amacı aynı; bu döngünün –hepimizin varlığı, varoluşu için -sürdürülmesini sağlamak. Ama o, “komutan benim, her şeyin sahibi benim!” diyor. “Bu dünya benim! Defolun buradan, siz kim oluyorsunuz, ne işiniz var benim yanımda yöremde?”


  • Biz de onlara aynısını soruyoruz, kafa tutuyoruz, hadlerini bildiriyoruz.
    Ama duymuyorlar...
    Maalesef duymuyorlar. Sadece kendi seslerini duyuyorlar.

    “Kendi seslerini duyduklarından da emin değilim artık” dedi geçen akşam büyükannem, “onlar bir uğultunun, bir hızın içindeler, acıyorum onlara!”.


    Geçenlerde suyundan içtiğim dere de aynı şeyi söyledi, o da acıyormuş insanlara. Valla kendileri bilir, bu kadar canlı farkındaysa ama onlar değilse ya da umurlarında değilse, sonuçlarına katlanacaklar! Bizi de, diğer canlıları da felaketlerine sürüklerler mi onu bilmiyorum, düşünmek de istemiyorum.

    Öff be, sabah sabah şöyle gözüm gönlüm açılsın diye çıkmıştım, nerelere geldik, ne kasvetli düşüncelere düştüm insan canlısı yüzünden. Dur havamı dağıtayım, şu kötü düşünceleri atayım kafamdan.

    Bugün Pazar. Henüz herkes uykusunda. Bizimkiler daha uyanmamıştır, onlar kalkmadan ineyim aşağıya da hava raporunu bildireyim onlara.

    İyi pazarlar herkese…

    Pakize İşcan