YUKARI

İklim Değişikliği

Eklenme Tarihi: 23 Eylül 2021

İklim kriziyle hayatımıza giren kavramlar

  • İklim krizi dünya gündeminin ilk sırasındaki yerini uzun süre koruyacak. BBC Türkçe’nin derlediği iklim krizi sözlüğü, sorunu çözebilmemiz için bilmemiz ya da anımsamamız gereken kavramları içeriyor.

    İklim değişikliği
    İklim değişikliği, ağırlıklı olarak insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan sera gazlarının (karbondioksit, metan, diazot monoksit, ozon vb.) atmosferdeki yoğunluğunun artmasıyla, küresel sıcaklığın yükselmesi ve ortalama iklim değerlerinin değişmesidir. İklim değişikliğinin artık görmezden gelinemeyecek bir 'acil durum' halini almasına ise iklim krizi adı veriliyor.

    Küresel ısınma
    Sanayi, enerji, ulaşım ve tarım gibi insan faaliyetleri sonucu atmosfere yayılan gazların etkisiyle, yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların dünya genelinde artmasına küresel ısınma denir. Kızıl ötesi ışınları tutarak atmosferin ısınmasına neden olan Karbondioksit (CO2), Metan (CH4), Nitröz Oksit (NO2), Hidroflorür karbonlar (HFCs) gibi gazlara ya da bileşiklere sera gazı denir.

    Sera gazı etkisi
    Sera gazları olmasaydı, dünya yaklaşık 30 derece daha soğuk bir yer olacak ve yaşam için elverişli bir ortam sunamayacaktı. Dolayısıyla sorun, sera gazlarının var olması değil, insan faaliyetleri sonucu aşırı yoğunlaşarak dünyayı daha da ısıtması. Sera gazları, dünyanın yüzeyinden yansıyan güneş enerjisinin bir kısmının, uzaya ulaşamadan emilmesine neden olur. Bu durum, atmosferi ve dünya yüzeyini ısıtır.

    Fosil yakıtlar
    Hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeren, yakıldığında karbondioksit ve diğer sera gazlarını atmosfere salan kömür, petrol ve doğalgaz gibi yakıtlara fosil yakıtlar denir. Çoğunlukla elektrik üretiminde, ulaşımda ve ısıtma amacıyla kullanılan fosil yakıtlar, 2019'da dünyanın birincil enerji tüketiminin yüzde 84'ünü karşıladı. Enerji sektörü, küresel sıcaklığın artmasına yol açan sera gazları salımının yüzde 75'inden sorumlu. Bu nedenle, iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri arasında, fosil yakıt kullanımının sona ermesi başı çekiyor. Bunun yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesi öneriliyor.

    Yenilenebilir enerji
    Yenilenebilir enerji, fosil yakıtların tersine, doğal döngü içerisinde yenilenen kaynaklardan elde edilen ve tüketildiğinde atmosfere karbondioksit salmayan enerjiye denir. Güneş ışığı, rüzgâr, yağmur, gelgitler, dalgalar ve jeotermal ısı, yenilenebilir enerji kaynaklarına örnektir. Bu kaynaklar, fosil enerji kaynaklarının tersine zamanla tükenmez ve kullanım alanları oldukça geniştir. Tüm dünyada yenilenebilir kaynaklara yönelim söz konusu. Ancak fosil yakıtlarla enerji üretimine hâlâ büyük yatırımlar yapılıyor ve bunun önüne geçilememesi iklim hedeflerine ulaşmayı zorlaştırıyor.

    Karbon salımı
    Karbon salımı ya da karbon emisyonu kısaca, doğada oluşan karbonun atmosfere salınmasını ifade eder. Doğal yollarla da atmosfere karbon salınır ancak iklim krizine neden olan karbon salımı çoğunlukla insan kaynaklı ekonomik faaliyetlerin sonucudur. Kontrolsüz sanayileşme, artan enerji talebi, şehirleşme, ulaşımda fosil yakıt kullanımı, orman tahribatı ve yoğun hayvancılık faaliyetleri, karbon salımındaki artışın başlıca nedenleri.

    Karbon nötr olmak
    ‘Karbon nötr olmak’ ise bir kişi veya kurumun saldığı sera gazlarını telafi etmek için, salınan sera gazı miktarına eşdeğer miktarda salıma engel olacak projeler gerçekleştirmesi anlamına geliyor.

    Karbon ayak izi
    Karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, bir kişinin, bir etkinliğin, bir kurumun, bir hizmetin ya da bir ürünün neden olduğu toplam sera gazı salımıdır. Yani bir bireyin ya da bir ürünün karbon salımına ne kadar katkı sunduğunu, karbon ayak izi hesaplaması sayesinde öğrenebiliriz. Karbon ayak izi hesaplanırken, konut ve binalardaki enerji tüketimi ve ulaşım (araba ve uçak) dahil olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından ortaya çıkan doğrudan karbon emisyonları ölçülüyor. Bunun yanı sıra, kullandığımız ürünlerin imalatı ve en sonunda bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı karbon emisyonları da hesaba katılıyor.

    Deniz seviyesinin yükselmesi
    Deniz seviyesinin yükselmesi, iklim değişikliği sonucunda 20’nci yüzyılın başından bu yana ortalama deniz seviyesinde görülen artıştır. 1900-2016 yılları arasında deniz seviyesi 16-21 santimetre yükseldi. 1993'ten 2017'ye 7.5 cm'lik hızlanan bir artış olduğu biliniyor. 20’nci yüzyıldaki artış çoğunlukla, küresel ısınmanın etkisiyle deniz suyunun termal genişlemesi, karadaki buz tabakalarının ve buzulların erimesi nedeniyle gerçekleşti. IPCC'nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 2021 raporunda ise, bu yüzyıl sonunda deniz seviyelerinin 2 metreye kadar yükselebileceğine dikkat çekiliyor.

    Kuraklık
    Bir bölgede yağış ve nem miktarındaki dengesizlik kaynaklı yaşanan su kıtlığına kuraklık denir. Kuraklık aslında tekrarlayan ve çoğu zaman normal kabul edilen bir iklim olayıdır. Ancak iklim değişikliğinin dünyanın birçok bölgesinde kuraklık olaylarının sıklığını ve ciddiyetini artırması öngörülüyor. İklim değişikliği, yağışlar arasındaki süreyi artırır ve yağış düzenini bozar. Daha nadir ve daha şiddetli yağışlar, toprağın suyu emmesini zorlaştırarak toprak neminin azalmasına neden olur. Yeraltı suları da yeterince beslenemez. İdeal olarak daha sık ve azar azar yağmur yağması, kuraklık riskini azaltacaktır. Ortalama sıcaklıkların artmasından dolayı da toprağın su kaybında artış meydana gelir.

    Aşırı hava olayları
    Olağan mevsimsel durumun dışına çıkan ve miktar, şiddet ve süresinde beklenmeyen değişiklikler meydana gelen hava olaylarına ‘aşırı’ ya da şiddetli hava olayları denir. Sel, kuraklık, aşırı yağış, hortum, kasırga, yoğun kar, kum fırtınası gibi hava olayları bu kapsamdadır. Ekosfer Derneği'ne göre, aşırı hava olaylarının sayısı son 10 yılda iki kat arttı ve eğer iklim değişikliği durdurulamazsa bu olayların sayısı ve şiddeti daha da artacak.

    Ekolojik denge
    Ekolojik denge, bir organizmalar topluluğunun, aşamalı değişiklikler karşısında genetik, tür ve ekosistem çeşitliliği bakımından sabit kalabildiği dinamik bir denge durumudur. Bir ekosistemde her bir türün sayıca sabit kalması, ekolojik dengenin temelini oluşturur.
    Ekolojik denge, türler arasındaki ilişkilerin değişmesi, ani ölümler ya da insan kaynaklı tehlikeler nedeniyle bozulabilir.

    Biyoçeşitlilik
    Biyoçeşitlilik ya da biyolojik çeşitlilik; bitkiler, hayvanlar, mantarlar, mikroorganizmalar gibi tüm canlıların yaşadığı ekosistemlerdeki tür çeşitliliği, genetik çeşitlilik ve ekolojik olaylar çeşitliliğidir. Gezegenimizi milyarlarca yıl boyunca yaşanabilir hale getiren, tüm bu çeşitliliğin belirli bir ekolojik denge içerisinde var olabilmesi oldu. Ancak biyoçeşitliliğin zarar görmesi, ekosistemlerin işlevlerini yerine getirememesine ve türlerin zincirleme şekilde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor.

    Sürdürülebilirlik
    Sürdürülebilirlik, çeşitlilik ve üretimin devamlılığının sağlanması ve insanlığın yaşamının daimi kılınabilmesi olarak tanımlanır. Bir başka ifadeyle, kendi ihtiyaçlarımızı karşılarken gelecek kuşakların ihtiyaçlarından ödün vermemektir. Kamuoyu sürdürülebilirlik kelimesi ile ilk olarak Birleşmiş Milletler bünyesi altındaki Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun 1987'de yayımladığı ‘Ortak Geleceğimiz’ raporundaki şu ifadelerle tanıştı: "İnsanlık; gelecek nesillerin gereksinimlerine karşılık verme yeteneğinden ödün vermeden, bugünün ihtiyaçlarını gidererek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir."

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu