YUKARI

Ekosistemler

Eklenme Tarihi: 24 Eylül 2026

Okyanusların yüzde 10’u koruma altında. Peki ne kadarı gerçekten korunuyor?

  • Deniz koruma alanlarında sayı kadar uygulama da önemli. 2026 verileri, küresel koruma hedefleri ile sahadaki uygulama arasındaki farkı gösteriyor.

    Dünya okyanuslarının yaklaşık yüzde 10’u bugün korunan veya muhafaza edilen alan olarak kayıtlarda yer alıyor. Ancak bir alanın haritada koruma statüsüne sahip olması, denizde güçlü ve uygulanabilir bir koruma sağlandığı anlamına gelmiyor.
    Marine Conservation Institute’un 2026 değerlendirmesine göre okyanusların yüzde 10,01’i korunan veya muhafaza edilen alan olarak raporlanırken, Marine Protection Atlas verileri Mart 2026 itibarıyla okyanusların yalnızca yüzde 3,3’ünün güçlü düzenlemeler altında ve uygulamaya geçmiş biçimde korunduğunu gösteriyor.
    Aradaki fark, 2030 için belirlenen küresel biyoçeşitlilik hedefinin yalnızca korunan alanların büyüklüğüyle ölçülemeyeceğini ortaya koyuyor.

    Yüzde 10 ne anlama geliyor?
    Dünya ülkeleri 2022’de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında, 2030 yılına kadar kara, iç su, kıyı ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unun etkili biçimde korunması ve yönetilmesi konusunda uzlaştı.
    30x30 olarak bilinen bu hedefte önemli olan yalnızca korunan alanların büyüklüğü değil. Çerçeve, bu alanların etkili biçimde korunmasını ve yönetilmesini, ekolojik açıdan temsil edici olmasını ve birbirine bağlı koruma sistemlerinin parçası haline gelmesini de öngörüyor.
    Bu nedenle bir deniz alanına resmi koruma statüsü verilmesi tek başına yeterli değil. Deniz koruma alanları yasal statüleri, izin verilen faaliyetler, yönetim kapasitesi, denetim ve uygulama düzeyleri açısından önemli farklılıklar gösterebiliyor.
    Haritadaki koruma ile denizdeki koruma aynı değil
    Marine Conservation Institute ve araştırma ortakları, deniz koruma alanlarının niteliğini değerlendirmek için geliştirilen MPA Guide çerçevesinden yararlanıyor.
    Bu yaklaşım yalnızca alanın resmi statüsünü değil, koruma kurallarının gerçekten uygulanıp uygulanmadığını ve ekosisteme zarar verebilecek faaliyetlere ne ölçüde izin verildiğini de dikkate alıyor.
    Dünyanın en büyük 100 deniz koruma alanını inceleyen 2024 tarihli bir değerlendirme, bu alanların yaklaşık dörtte birinin henüz uygulama aşamasına geçmediğini, yaklaşık üçte birinin ise doğanın korunmasıyla uyumlu olmayan faaliyetlere izin verdiğini ortaya koydu.
    Marine Protection Atlas verilerine göre 2024’te okyanusların yaklaşık yüzde 2,6’sı uygulanmış ve yüksek ya da tam koruma seviyesine sahip alanlardan oluşuyordu. Mart 2026 itibarıyla bu oran yüzde 3,3’e yükseldi.
    Bu veriler, küresel deniz koruma alanlarının büyüklüğü artarken korumanın niteliği ile toplam korunan alan arasında hâlâ önemli bir fark bulunduğunu gösteriyor.

    Koruma alanı ilan etmek neden yeterli değil?
    Bir deniz alanının biyoçeşitliliğe gerçek katkısı, sınırlarının haritada çizilmesiyle tamamlanmıyor. Etkili koruma için yönetim planlarının uygulanması, zarar verici faaliyetlerin sınırlandırılması, ekosistemin düzenli olarak izlenmesi ve koruma önlemlerinin uzun vadede sürdürülebilmesi gerekiyor.
    Balıkçılık, madencilik veya petrol ve doğal gaz faaliyetleri gibi baskıların hangi ölçüde sınırlandırıldığı da korumanın niteliğini belirliyor. Aynı şekilde yeterli yönetim kapasitesi ve denetim olmadan yasal statünün sahadaki etkisi sınırlı kalabiliyor.
    Dolayısıyla 30x30 hedefinin başarısını yalnızca “okyanusun ne kadarı koruma alanı?” sorusuyla değerlendirmek mümkün değil. Bu alanların ekosistemleri ve türleri ne ölçüde koruyabildiğine de bakmak gerekiyor.

    Korumanın finansman boyutu
    Etkili koruma; yönetim, izleme, bilimsel araştırma, personel ve uzun vadeli finansman gerektiriyor. Küresel ölçekte doğaya yönelen finansman ile doğa üzerinde baskı oluşturan finansman arasındaki fark ise oldukça büyük.
    UNEP’in State of Finance for Nature 2026 raporuna göre 2023 yılında doğa temelli çözümlere yaklaşık 220 milyar dolar yatırım yapıldı. Aynı yıl doğaya zarar veren faaliyetlere yönelen finansman 7,3 trilyon dolara ulaştı.
    Başka bir ifadeyle, doğa temelli çözümlere yönelen her 1 dolara karşılık doğa üzerinde olumsuz etki yaratan faaliyetlere yaklaşık 30 dolar aktı.
    UNEP, küresel iklim, biyoçeşitlilik ve arazi restorasyonu hedeflerine ulaşabilmek için doğa temelli çözümlere yapılan yıllık yatırımın 2030’a kadar 571 milyar dolara yükselmesi gerektiğini hesaplıyor.
    Bu tablo, yeni koruma alanları oluşturmanın yanında mevcut alanların uzun vadeli yönetimini finanse etmenin de kritik olduğunu gösteriyor.

    Okyanus koruması neden önemli?
    Okyanuslar mercan resiflerinden deniz çayırlarına, kelp ormanlarından derin deniz ekosistemlerine kadar çok çeşitli yaşam alanlarını barındırıyor. Bu ekosistemler biyoçeşitliliğin korunmasının yanı sıra gıda sistemleri, kıyı ekonomileri ve karbon döngüsü açısından da önemli işlevler üstleniyor.
    Ancak deniz ekosistemleri aşırı avlanma, iklim değişikliği, okyanus asitlenmesi, kirlilik ve habitat kaybı gibi birbiriyle bağlantılı baskılarla karşı karşıya.
    Bu nedenle koruma alanlarının yalnızca büyüklüğü değil, nerede oluşturulduğu, hangi ekosistemleri kapsadığı ve içindeki insan faaliyetlerinin nasıl yönetildiği de önem taşıyor.

    30x30 hedefinde nicelik kadar nitelik de önemli
    2030’a yaklaştıkça yeni deniz koruma alanlarının oluşturulması önemini koruyor. Ancak mevcut alanlarda korumanın güçlendirilmesi de aynı ölçüde kritik.
    Ocak 2026’da yürürlüğe giren Açık Denizler Anlaşması, ulusal yetki alanlarının ötesindeki sularda yeni deniz koruma alanları oluşturulabilmesi için önemli bir uluslararası mekanizma sunuyor. Bu gelişme, 30x30 hedefinin denizlerde uygulanması açısından yeni olanaklar yaratıyor.
    Yine de yeni alanların oluşturulması tek başına yeterli olmayacak. Bu alanlarda koruma kurallarının uygulanması ve ekolojik sonuçların izlenmesi, hedefin gerçek bir biyoçeşitlilik kazanımına dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek.

    Korumanın başarısını nasıl ölçeceğiz?
    Okyanusların yaklaşık yüzde 10’unun korunan veya muhafaza edilen alan olarak kaydedilmesi önemli bir ilerleme. Ancak 2026 verileri, koruma politikalarının yalnızca alan büyüklüğü üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor.
    2030’a doğru ilerlerken asıl soru yalnızca ne kadar alanı koruma statüsüne aldığımız değil. Bu alanlarda ekosistemlerin ne kadar güçlü korunduğu, kuralların ne ölçüde uygulandığı ve biyoçeşitlilik açısından nasıl sonuçlar elde edildiği de önemli.
    Haritada bir sınır çizmek korumanın başlangıcı olabilir. Gerçek koruma ise o sınırın içinde ne olduğuyla ve nasıl yönetildiğiyle belirleniyor.

    Kaynaklar:
    Marine Conservation Institute, 10% Protected, but 3% Effective. The Widening Gap We Can’t Ignore, 2026; Convention on Biological Diversity, Kunming-Montreal Global Biodiversity Framework, Target 3; UNEP, State of Finance for Nature 2026.

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu