YUKARI

Haberler

Eklenme Tarihi: 01 Eylül 2008

‘Koylarımızın Balık Çiftliği Mezarı Haline Gelmesini İstemiyoruz’

  • 30.08.2008 Radikal

    Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, özel koyların "balık çiftliği yatağı veya mezarı" haline gelmesini istemediklerini belirterek, konuyla ilgili kanun tasarısının yeni yasama yılında TBMM’ye gönderileceğini, sorunun bu yıl sonu gelmeden çözüleceğini söyledi.

    Bakan Günay, turizm alanındaki güncel sorunlara ilişkin AA muhabirinin sorulanı yanıtladı. Turizm tahsisleri konusunda, "Türkiye’de bazı haksız arayışların sürdürüldüğünü" belirten Günay, "Sanki, tahsisler doğayı tahrip ediyor ya da turistler geliyor ama ülkemiz para kazanmıyor. Belki Türkiye, bu süreçleri geçmiş yıllarda yaşadı ama bunu hızla geride bırakıyoruz. Tahsisler konusunda çok daha dikkatliyiz, çok daha duyarlıyız, çok daha sağlam, geleceğe hukuk açısından güvenle bakılabilen bir süreç işletmeye çalışıyoruz" dedi.

    Günay, "her şey dahil" sisteminden de yakınmaların olduğunu, ancak bazen bunların "çok abartılı, haksız, gerçekle ilgisi olmayan ve ucuz fiyat söylemleriyle ortaya çıktığını" kaydetti. Türkiye’de Akdeniz çanağındaki "en pahalı" denilebilecek bazı tesislerin bulunduğunu ve ciddi doluluk yaşadığını ifade eden Günay, "Turizmde, İspanya, İtalya ve Türkiye gibi büyük ülkeler her keseye hitap etmek zorundadır. Çantasını kapıp, Avrupa’dan çıkan öğrenci de ailesine bir villa tutarak gelip Türkiye’de eğlenmek isteyen de kendi zevk ve anlayışına uygun mekan bulabilmelidir. Bunların ikisi de var Türkiye’de, ikisi de para kazanıyor" diye konuştu.

    Balık çiftlikleri sorunu sonbaharda bitiyor

    Günay, turizm bölgelerindeki balık çiftlikleriyle ilgili kanun tasarısının yeni yasama yılında TBMM’ye gönderileceğini, sorunun bu yıl sonu gelmeden çözüleceğini söyledi.Çiftliklerin açık denize taşınması için verilen sürenin henüz dolmadığını, çiftliklerin de nakli biraz ağırdan aldığını dile getiren Günay, "süre işledikçe balık çiftlikleri lobisinin de sesini biraz daha yüksek duyurmaya başladığını" ifade etti. Günay, balıkçılığın Türkiye’ye gelir getirdiğini, hatta balığın, turizmin vazgeçemeyeceği tüketim alanlarından biri olduğunu ifade ederek, "Buna ihtiyacımız var ama biz doğamızın, turizm bölgelerimizin, mavi tur ya da konaklama tesisleri tarafından kullanılan özel koylarımızın bir balık çiftliği yatağı, mezarı olmasını istemiyoruz" dedi. Bu alanda uluslararası kriterlerin uygulanmasını istediklerini vurgulayan Günay, "Bu konuda ilke olarak öteki bakanlıklarla çatışmamız yok ama, biz turizm açısından baktığımız için biraz daha kararlı ve ivedi davranıyoruz. Öteki kurumlar belki bir miktar yavaş davranıyorlar ama bu yaz sonunda ortak noktaya varmış olacağız" diye konuştu.

    Arap turistin artmasının nedeni...
     
    Bir dönem Türkiye’ye gelmekten vazgeçen Arap turistlerin son yıllarda tekrar gelmeye başlamasında hükümetin Arap ülkeleriyle ilişkilerini artırmasının etkisi olup olmadığı sorusunu Günay, şöyle yanıtladı: "Kuşkusuz etkisi olmuş olabilir. Bir dönemde Türkiye, bütün komşularıyla neredeyse düşmanlık konumundaydı. Türkiye, etrafının çepeçevre düşman kuşatması altında olduğu gibi bir vehme, korkuya kendini kaptırmıştı. Şu anda tam tersine, birbiriyle sorunu olan ülkelerle bile Türkiye iyi ilişkiler içerisinde. Biz, çevremizde barış noktası olmaya çalışıyoruz. Bunun kuşkusuz turizme etkisi, yansıması var." Günay, turizmde dünyaca bilinen destinasyon olan Türkiye’nin, yakın çevredeki ülkelerin ilgisini çekmesinin doğal olduğunu da ifade ederek, "O yüzden bir yandan Ruslar, bir yandan Araplar daha çok gelmeye başladılar. Biz de Almanlara, İngilizlere, tüm Avrupa’ya olduğu gibi, Ruslara, İranlılara, Araplara aynı şekilde, her keseye uygun turizm hizmeti sunmaya çalışıyoruz" dedi.

    Çevreci tesislere "light yeşil"

    Çevreye duyarlı konaklama tesislerine bakanlığın "Yeşil Yıldız", Türkiye Otelciler Federasyonu’nun (TÜROFED) "Beyaz Yıldız" verme kampanyasını değerlendiren Günay, kendilerinin daha önce çalışma başlattığını, ancak sektörle paylaşmadıkları için, benzer arayışlardaki TÜROFED’in de aynı duyarlılığı yansıtan "Beyaz Yıldız" kampanyasını hayata geçirdiğini söyledi. Günay, çevreci duyarlılıkların turizm sektöründe ön plana çıkarılmasının önemli olduğunu belirterek, "Yeşil yıldız ya da beyaz yıldız... Kimin başlattığı bence çok önemli değil. Arkadaşlarımız da yıldız rengi tartışması içinde değil. Önemli olan su ve enerji kullanmaktan, yiyecek içeceklerde organik ürünlere dönmeye kadar çevreci duyarlılıkların öne çıkarılması..." dedi. İki kampanyanın birleştirilmesi yönündeki soruya, "Belki, yeşil yıldızla beyaz yıldızın birleşmesinden light yeşil ortaya çıkabilir" esprisiyle yanıt veren Günay, şöyle devam etti: "Bir orta nokta bulunur, önemli olan çevreciliği vurgulayan bir işaretin olmasıdır. Nitekim, 90’lı yıllarda çam simgesi kullanılmış ama heves olarak. O yıllarda belki de çevre sorunu dünyada ve Türkiye’de kendini bu kadar hissettirmediği ve bir entelektüel arayışı düzeyinde, ilgi gördüğü için başlanmış ve bırakılmış. Şimdi, arkasını bırakmayacağımız bir çabaya girmeliyiz." Artık otellerde mutlaka belli standartları arayacaklarını, bundan sonra, çevreci duyarlılığı ön plana çıkan yatırım ve yenileme projelerini destekleyeceklerini kaydeden Günay, bu kampanyanın da bir süre sonra genelgeye dönüşeceğini bildirdi. Günay, "Bunu, iyi niyet, gönüllülük çabasının ötesinde, resmi uygulama koşuluna da bağlamamız gerekiyor" diye konuştu.

    "Biz çürütürüz, bu anlayıştan vazgeçiyoruz"

    Günay, kültürel mirasın ayağa kaldırılmasındaki işbirlikleri, gelir ve yetki devriyle ilgili şunları söyledi: "Bir belediye geliyor, o yöredeki ören yerine, gelir paylaşımı anlaşması altında ciddi biçimde kaynak ayırabileceğini söylüyor. Neden işbirliği yapmayayım? Yani, orada trilyonluk bütçeleri teslim ettiğimiz bir yerel yönetim neden bilet gelirinden küçük pay alarak ve büyük yatırımlar yaparak, benim bir ören yerimin kazı, restorasyon, müze yapımı masraflarını bizimle paylaşmasın? Bizim istediğimiz, tarihimizi milletimizle birlikte sahiplenip, ayağa kaldırmak..." Geçmiş yıllarda, bakanlığın imkanlarının, 1. derecede doğal ve tarihsel sit alanlarının restorasyonuna, "çürümeden, yok edilmeden korunmasına" yetmediğini dile getiren Günay, "Eskiden buraya ’belediye giremez, özel sektör giremez’, biz ne yaparız? Biz çürütürüz, bu anlayıştan vazgeçiyoruz, halkımıza güveniyoruz" dedi. Girişimlerin devamı durumunda, bir kaç yıl içinde unutulmuş, bilinmeyen, terk edilmiş bazı ören yerlerinin "uygar hale geleceğini" bildiren Günay, işbirliğinde denetimin bakanlıkta olacağını, kazı başkanlarının yetkilerinin saklı kalacağını ve koruma kurallarının direktiflerine uyulması şartı olduğunu kaydetti.

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=896234&Date=31.08.2008&CategoryID=85

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu