YUKARI

Sergiler

Eklenme Tarihi: 06 Ağustos 2008
Kiriş

Işık Ülkesi Lykia

  • Anadolu’nun bilinen en eski kurtuluş savaşının kahramanlarından Sarpedon ve Apollon’un memleketi olarak. Işık ülkesidir Likya; “Lyk” Likya dilinde ışık anlamındadır.

    Yazı ve Fotoğraflar: Emrah Bilge






    “…Sevgili Apollon! Hadi git şimdi!
    Al götür Sarpedon’u kargı yağmurunun altından!
    Sil gövdesinden kara kanı!
    Götür uzaklara! Xanthos’un sularında O’nu yıka!
    Tanrı merhemi sür gövdesine! Tanrısal rubalar giydir!
    Hızlı kılavuzlara ver! Götürsünler Sarpedon’u!
    Ver ikiz tanrılara! Uyku ile Ölüm’ün eline!
    Çabuk götürüp bıraksınlar semiz Lykia toprağına!”
    İlyada, A. Erhat, A. Kadir

    Böyle geçiyor Likya’nın adı Troya savaşını anlatan İlyada Destanı’nda; Anadolu’nun bilinen en eski kurtuluş savaşının kahramanlarından Sarpedon ve Apollon’un memleketi olarak. Işık ülkesidir Likya; “Lyk” Likya dilinde ışık anlamındadır. Ama Likya demezler kendi dillerinde ülkelerine, Trmmsa’dır adı ve Trmmis diye bilinir burada yaşayan savaşçı ve sert mizaçlı halk.

    Xanthos-Arnna, Patara, Telmessos, Antiphellos, Tlos-Tlawa, Limyra-Zemuri ve Myra-Myrh gibi onlarca kentin bir araya gelmesiyle oluşmuş, tarihin ilk demokratik federasyonunu kuran, Perslere ve Romalılara karşı dimdik durabilen bu halkın nereden geldiği konusunda rivayet muhteliftir. Kimine göre Girit’ten buraya göçmüş bu halkın kendisi ise ezelden beri bu toprakta olduklarını iddia ederdi.

  • Nereden gelmiş olurlarsa olsunlar, kendilerine ait bir dile ve özgün bir kültür - sanat yapısına sahip bu halkı Likyalı yapan, üzerinde yaşadıkları topraktı. Öyle ki, bu insanlar tamamen kendilerine özgün bir mimari tarz ve kültür yarattı. Özellikle dorukları tuttular, kentlerini doruklara, ulaşılmaz yamaçlara yerleştirdiler. Birkaç istisna dışında Likya’nın tüm önemli kentleri kıyıdan içeride, doruklara yakın yerlerde kuruldu. Tapınakları, tiyatroları ve diğer büyük binaları bugün hala ayakta duruyor. Bölgede en bol bulunan yapı malzemesi ahşaptan yaptıkları karakteristik evleriyse ülkenin her yanını kaplayan ünlü Likya mezarlarında yaşıyor. Ölüm bir son değil, başka bir yaşama başlangıçtı Likyalılar için. Yeni yaşam bu yeni mekânlarda da eskisi gibi devam edebilsin diye mezarlarını ve lahitlerini sivri kemerli çatıları olan ahşap evlerinin biçimde yaptılar. Bu mezarlar Likya toprağının her köşesine attıkları imzaları oldu.

    O zamanlar Likya olarak adlandırılan bu ülkenin insanları toprakla aynı karaktere sahiptiler: Sert, güçlü, değişken ve özgün. Burada o kadar belirgindir ki kültürün coğrafya ve doğa tarafından belirlenmiş olduğu, Likya kültürünün izleri doğu sınırı olan Phaselis ile Batı sınırı olan Telmessos-Fethiye arasında yer alan bu yarımadanın bittiği noktalarda bıçakla kesilmiş gibi sona erer. Bugün Teke Yarımadası da deniyor bu yarımadaya. Genel olarak Akdeniz’e bir kazan gibi uzanan dağlık ve ilgi çekici ölçüde simetrik bir toprak parçasıdır Likya.

  • Doğuda Antalya Körfezi’nin sularından yükselen Beydağları’nın bir Çin minyatürünü andıran sarp görünümü aslında yarımadanın sert karakterinin ipuçlarını verir. Antalya’dan başlayan bu dağ silsilesinin kıyıdaki daha alçak bölümü Tahtalı-Olimpos Dağı’nda doruğa ulaşarak güneyde Gelidonya Burnu’nda başladığı keskinlikte denize dalar. Alakır Vadisi’nin batısında kalan bölümü ise büyük bir görkemle Kızlarsivrisi’nin karlı doruğunda 3000 metreye yükselir, Finike kıyısında denizle buluşur. Likya’nın bu doğu bölümündeki gür kızılçam (Pinus brutia), Toros sediri (Cedrus libani), meşe (Quercus spp.) ve ardıç (Juniperus spp.) ormanlarıyla kaplı dağ ve vadiler olağanüstü zengin ve çeşitli bir doğal yaşama ev sahipliği yapar. Kızlarsivrisi eteklerinde yer alan binlerce yıllık ardıç ve sedir ağaçları, Büyük İskender’in Anadolu seferine çıktığında birer fidandılar, yaşamlarını insandan uzak bu yüksek topraklarda rahatsız edilmeden sürdürebildiler. Vaşak (Lynx lynx), dağ keçisi (Capra aegagrus) gibi artık çok az rastlanan hayvanlar bile bu ıssız doruk ve vadilerde hala dolaşıyorlar. Doğu Likya’nın kıyılarını şekillendiren, binlerce yıldan beri iki eski körfezi taşıdıkları toprakla doldurarak iki uzun kumsal oluşturmuş olan iki nehir sular bu toprakları: Alakır Çayı ve Demre Çayı. Bu kıyıdaki yegâne düzlükler olan Kumluca ve Demre ovaları ve kumsalları bu iki akarsuyun eseridir. Öyle büyük bir azimle doldurmuştur ki bu iki nehir bu eski körfezleri, eskiden önemli birer liman kenti olan Myra ve Limyra kıyıdan kilometrelerce içerde ovaların kıyısında kalmışlardır. Yaşam daha kolaydır verimli doğu Likya’da, hem hayvanlar, hem bitkiler, hem de insanlar için.

    Yarımadanın ortasında yer alan en uç bölümü bugün eskiden olduğundan da daha ıssız ve insansızdır. Demre ve Kalkan arasında yer alan bu bölgede kıyı neredeyse bir tek kum tanesine rastlanmayacak kadar yalçın kayalıklardan, ıssız koylardan oluşur. Güneydeki Kekova bölgesi tarih boyunca depremlerle parçalanıp denize yıkılmış, yıkılırken de sırtına yerleşmiş birkaç kenti de mavi derinliğe çekip götürmüştür. Kıyıdan başlayıp mavide kaybolan merdivenler o günlerin tanıklığını yapar. Kuraktır, susuzdur Güney Likya, dağları gür maki örtüsü ile kaplı kıyıları yaz günleri bir damla tatlı suya hasrettir. Bir tezat olarak en fazla antik yerleşime bu uğultulu kıyı ve doruklar ev sahipliği yapmıştır eski günlerde: Sura, Kyaenai, Aperlai, Apollonia, Antiphellos-Kaş ve daha düzinelerde küçük kentçik serpiştirilmiştir kayalık yüzüne. Bugün bile kullanılabilen sarnıçlar ve bir iki cılız pınar dışında yaz boyunca bir damla su bulunmaz bu bölgede. Buna karşın hayat doludur güney Likya, Anadolu’nun en gür, en zengin maki örtüsüyle kaplıdır sırtları, bitki çeşitliliği açısından olağanüstü büyük bir zenginliğe ev sahipliği yapar. İlkbaharda kayalardaki her kovuktan bin bir renk olur fışkırır bu çeşitlilik. Likya’nın en uzak, en sert ve belki de en “bu dünyadan değilmiş” gibi görünen bu bölümü doğu kısımla taban tabana zıt bir karakterdedir.

  • Likya Kalkan Koyu’nu geride bırakır bırakmaz, batıya doğru bir kez daha karakter değiştirir. Burası Likya’nın eski kalbi denebilecek verimli ve sulak Eşen Vadisi’dir. Üzüm bağları ve meyve bahçeleriyle, yazın sararan başaklarla kaplıdır bu vadinin yumuşak eğimli toprağı. Likya bu topraklarda doğmuştur, eski başkentleri, mağrur Xanthos-Arnna ve Patara bu topraklarda yükselmiş ve yıkılmıştır. O Xanthos ki özgürlüğüne vereceğine canını vermeyi yeğlemiştir Perslere:

    Pers komutanı Harpagos’un ordusu Xanthos Ovası’na indiği zaman onlar (Xanthoslular) da karşı koydular, bitmez tükenmez kuvvetlere karşı az sayı ile dövüştüler; yiğitliklerinden nam aldılar, ama yenildiler, kentlerine gerisin geriye atıldılar; kadınları, çocukları hazineleri kaleye doldurdular, alttan, yandan ateşe verdiler; öyle ki yangın kaleyi küle çevirdi. Bundan sonra da birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak düşmana saldırdılar, tüm Xanthoslu erkekler de savaşarak can verdiler. Yaylada bulunan 80 aile dışında Xanthoslular sona erdiler.
    Herodot, Herodot Tarihi (M.Ö. 5. YY)

    Büyük Xanthos-Eşen nehri hayat verir bu geniş vadiye. Doğuyu Likya’nın ikinci büyük dağ sırası Akdağlar ve onun güneş altında bembeyaz parlayan 3000 metreye ulaşan dorukları kaplar. Akdağlar’ın etekleri, dorukların beyazına tezat koyu yeşil sedir ve kızılçam örtüsü ile kaplıdır. Batıda ise bu vadiyi denizden ayıran Babadağ kütlesi yükselir. Eşen çayı, adına uygun olarak binlerce yılda aşındırdığı kireçtaşı yamaçlardan kopardıklarını kıyıda biriktirmiş, eski bir körfezi doldurmuş ve kıyıda ak kumlarıyla yükselen Patara Kumulları’nı oluşturmuştur. 10 kilometre uzunluğundaki Patara Kumsalı, adını taşıyan kent de dâhil olmak üzere her şeyi 60 metre yükseklikte ve yaklaşık 3 kilometre genişliğinde kum tepelerinden oluşan bembeyaz bir örtüyle kaplamıştır. Rüzgâr burada önüne gelen her şeyi gömer ortadan kaldırır bir süre sonra. Issız Patara Kumsalı’nın birkaç turist dışındaki asıl ziyaretçileri gece ortaya çıkar: deniz kaplumbağaları (Caretta caretta) ve hayalet yengeçler (Ocypode quadrata). Bu ikisi arasında binyıllardır süregelen bir mücadele devam eder ay ışığı altında, yengeçler denizkaplumbağası yumurtalarını ve yavrularını yer, denizkaplumbağaları ise yüzlerce yumurta bırakarak yavrularına daha fazla yaşam şansı oluştururlar. Patara kıyısından kuzeye doğru Eşen Çayı boyunca uzanan bu “semiz” vadinin sonunda Likya toprağı başladığı gibi birdenbire sona erer. Fethiye’den sonra bu ülkenin alâmetifarikası olan lahitlere bir tane olsun rastlanmaz, coğrafya da bambaşkadır, bundan sonrası Karya’nın ormanlık dağlarıdır artık.

  • Doğal karakteri ile kültürel yapısını iç içe sentezlemiş olan Likya, tüm Anadolu’nun en özgün bölgesini oluşturur. Başta Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı, Kekova ve Patara Özel Çevre Koruma Bölgeleri, binlerce yıllık sedir ve ardıçlarıyla Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı ve birçok Doğal Sit Alanı ile korunmaya çalışılan bu doğal ve kültürel değerlerin yaşaması için her geçen gün daha az alan kalmakta. Aslında biliyoruz, bu değerlerin korunması koruma alanlarının ilan edilmesinden öte, değerlerinin gerçekten anlaşılmasına bağlı. Likya, toprağı, doğası ve insanıyla bir değerler manzumesi; bu unsurlardan birinin eksikliği O’nu Likya olmaktan çıkaracak. İnanmak gerek: Hepsi bir arada var olabilir, uyum içinde, eskiden olduğu gibi, binlerce yıldır ve sonsuza kadar…