YUKARI

Çevre Koruma

Eklenme Tarihi: 29 Eylül 2026

Sıfır Atık dokuz yılda Türkiye'de ne değiştirdi?

  • Türkiye'nin Sıfır Atık Hareketi 9 yılda geri kazanım oranını %13'ten %37,53'e çıkardı. 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırıldı.

    Türkiye'de 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi dokuzuncu yılına ulaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda başlayan program, atıkların kaynağında ayrıştırılmasından geri kazanıma kadar uzanan ulusal bir atık yönetimi yaklaşımına dönüştü.
    Dokuz yılın ardından ortaya çıkan veriler, Türkiye'nin geri kazanım kapasitesinde önemli bir artış yaşandığını gösteriyor. Bununla birlikte, bu sonuçlar dönüşümün henüz tamamlanmadığını, önümüzdeki on yıl için daha yüksek hedeflerin konuşlandığını ortaya koyuyor.

    Geri kazanım: yüzde 13'ten yüzde 37,53'e
    Sıfır Atık'ın başlangıç yılı olan 2017'de Türkiye'nin geri kazanım oranı yüzde 13 seviyesindeydi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 2026 yılında açıkladığı verilerine göre bu oran 2023'te yüzde 34,92'ye, 2024'te yüzde 36,08'e ve 2025'te yüzde 37,53'e yükseldi.
    Programın başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar, toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık lisanslı işletmeler tarafından işlenerek ekonomiye kazandırıldı.
    Bu miktarın dağılımı şu şekilde:
    • Kâğıt ve karton: 36,1 milyon ton
    • Plastik: 10,2 milyon ton
    • Metal: 9,6 milyon ton
    • Cam: 3,5 milyon ton
    • Organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar: 30,6 milyon ton
    Şekilleri sayılara çevirdiğinde, bu dokuz yıl, atık yönetiminin yalnızca çevre değil, ekonomi için de belirleyici bir alan olduğunu gösterdi.

    Sistem kurumlara ve yerleşkelere yayıldı
    Sıfır Atık'ın önemli yönlerinden biri, atık yönetimini yalnızca bireysel tercihler üzerinden ele almamasıdır. Program, kurumsal düzeyde bir altyapı oluşturmaya odaklandı.
    Bakanlığın verilerine göre 2025 yılı sonu itibarıyla 217 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi kuruldu. Türkiye'nin 81 ili için Sıfır Atık Yönetim Sistemi planları hazırlanırken, program kapsamında 28 milyon kişiye eğitim verildi.
    Bu süreç atıkların kaynağında ayrı toplanması, geri dönüştürülebilir malzemelerin ekonomiye yeniden kazandırılması ve atık oluşumunun azaltılması için kurumsal bir altyapının yaygınlaşmasını sağladı. Okullar, üniversiteler, hastaneler ve kamu kurumları atık yönetim sistemi haline geldi.

    Plastik poşetler: Görünür bir değişim
    Programla birlikte günlük yaşamda en fazla hissedilen değişimlerden biri plastik poşetlerin ücretlendirilmesi oldu. 1 Ocak 2019'da başlayan uygulamanın ilk yıllarında plastik poşet kullanımında önemli bir düşüş yaşandı.
    Bakanlık, 2021 yılında yaptığı değerlendirmede kullanımın uygulama öncesine göre yüzde 75 azaldığını ve 354 bin ton plastik atığın oluşmasının önlendiğini açıkladı. Bu örnek, atık politikalarının yalnızca geri dönüşüm tesislerinde değil, tüketim alışkanlıklarında da karşılık bulabileceğini gösterdi.
    Uluslararası sahneye Türkiye'nin Sıfır Atık girişimi
    Sıfır Atık girişimi zaman içinde uluslararası platformlarda da görünürlük kazandı. Program, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan "Sorumlu Üretim ve Tüketim" hedefine katkısı nedeniyle 2021 yılında UNDP Türkiye'nin ilk Küresel Amaçlar Eylem Ödülü'ne layık görüldü.
    Bir sonraki önemli adım Birleşmiş Milletler'de geldi. Türkiye'nin girişimiyle sunulan ve 105 ülkenin desteklediği karar, BM Genel Kurulu tarafından Aralık 2022'de kabul edildi. Kararla birlikte 30 Mart, Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edildi ve ilk kez 2023 yılında kutlandı. Böylece Türkiye'de başlayan Sıfır Atık yaklaşımı, küresel atık gündeminin bir parçası haline geldi.

    Sıfır Atık yalnızca geri dönüştürme değildir
    Sıfır atık yaklaşımını yalnızca daha fazla atığın geri dönüştürülmesi olarak değerlendirmek eksik kalıyor. Yaklaşımın temelinde atığın oluşmasını önlemek, kaynakları daha verimli kullanmak, yeniden kullanımı artırmak ve geri dönüştürülebilir malzemeleri mümkün olduğunca ekonomik döngünün içinde tutmak bulunuyor.
    Bu açıdan geri kazanım oranındaki artış önemli bir gösterge olsa da, tek başına yeterli değildir. Atık oluşumunun azaltılması, yeniden kullanım sistemlerinin yaygınlaştırılması ve ürünlerin daha uzun ömürlü olacak biçimde tasarlanması da döngüsel ekonomiye geçişin parçalarıdır.

    2035'e doğru: Yüzde 60 hedefi
    Dokuz yılda kaydedilen ilerlemenin ardından Türkiye'nin önünde daha yüksek bir geri kazanım hedefi bulunuyor. Bakanlık, 2025 sonunda yüzde 37,53 olan geri kazanım oranının 2035 yılında yüzde 60'a, 2053 yılında ise yüzde 70'e çıkarılmasını hedefliyor.
    Bu hedefe ulaşmak, yalnızca daha fazla atığın ayrıştırılması anlamına gelmeyecektir. Atığın oluşmadan önlenmesi, yeniden kullanım modellerinin geliştirilmesi, yerel yönetimlerin altyapısının güçlendirilmesi ve döngüsel ekonomi yaklaşımının üretim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi de belirleyici olacaktır.

    Sıfır Atık'ın dokuz yıllık dönüşümü
    Sıfır Atık'ın dokuz yıllık yolculuğu, Türkiye'de atık yönetiminin ölçeğinin değişebileceğini gösteriyor. Geri kazanım oranında yüzde 24'lük bir artış, 90 milyon ton ekonomiye kazandırılan atık, 217 bin kurumda kurulan yönetim sistemi—bu rakamlar politikada sistem değişiminin mümkün olduğunu kanıtlıyor.
    Bundan sonraki soru ise geri kazanımdaki artışın, daha az atık üreten ve kaynakları daha uzun süre ekonomide tutan bir sisteme ne ölçüde dönüşeceğidir. Yüzde 60 hedefine ulaşmak, sadece sayısal bir başarı değil, atık politikasının, ürün tasarımından tüketim alışkanlıklarına kadar sistemin her katmanında yeniden tasarlanması anlamına gelir.

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu