YUKARI

Ekosistemler

Eklenme Tarihi: 23 Şubat 2026

Oksijen kaybı 10’uncu eşik olabilir mi?

  • Bilim insanları, sulardaki oksijen kaybının gezegen için 10’uncu sınır olabileceğini söylüyor. Deoksijenasyon iklimi ve ekosistemleri tehdit ediyor.

    İklim krizi çoğu zaman sıcaklık artışı üzerinden tartışılıyor. Oysa dünya sistemi, birbiriyle bağlantılı eşiklerden oluşuyor. Bu eşikler aşıldığında ekosistemler ani ve geri dönmesi zor değişimler yaşayabiliyor. Bilim insanlarının 2009 yılında geliştirdiği “Gezegen Sınırları” çerçevesi tam da bu riskleri tanımlamak için ortaya çıktı. Bugün bu sınırlara bir yenisinin eklenmesi öneriliyor: Su kütlelerindeki oksijen kaybı. Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan yeni araştırma, göllerden okyanuslara kadar birçok su sisteminde çözünmüş oksijen seviyelerinin hızla düştüğünü ortaya koyuyor. Araştırmacılar bu sürecin küresel ölçekte bağımsız bir sınır olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.

    Gezegen sınırları nedir?
    Gezegen sınırları, insanlığın güvenli şekilde faaliyet gösterebileceği ekolojik alanı tanımlar. Bu çerçeveye göre dokuz temel sistem izlenir:
    1. İklim değişikliği
    2. Biyoçeşitlilik kaybı
    3. Arazi sistemi değişimi
    4. Tatlı su kullanımı
    5. Azot ve fosfor döngüsü
    6. Okyanus asitlenmesi
    7. Ozon tabakasının incelmesi
    8. Atmosferik aerosol yükü
    9. Kimyasal kirlilik ve yeni varlıklar
    2023 güncellemesine göre bu dokuz sınırın altısı aşılmış durumda. Bu durum, gezegen sistemlerinin dayanıklılığının zayıfladığını gösteriyor.

    Oksijen kaybı neden kritik?
    Son 45 yılda:
    • Göllerde çözünmüş oksijen yüzde 5,5 azaldı
    • Barajlarda yüzde 18,6 azaldı
    • Okyanus genelinde yüzde 2 düşüş kaydedildi
    Bazı bölgelerde kayıp çok daha yüksek. Kaliforniya kıyılarında 1960’tan bu yana oksijen seviyesi yüzde 40 geriledi. Oksijen azalınca bundan yalnızca balıklar etkilenmiyor. Besin zinciri zayıflıyor, denizel yaşam alanları daralıyor ve ekosistem hizmetleri bozuluyor. Balıkçılık gelirleri, gıda güvenliği ve kıyı ekonomileri risk altına giriyor.

    Bu kaybın nedeni ne?
    Bu kaybın nedeniyle ilgili olarak iki ana etken öne çıkıyor. Birincisi küresel ısınma. Su sıcaklığı arttıkça oksijen çözünürlüğü düşüyor. Isınan yüzey suları alt katmanlarla daha az karışıyor ve derin sularda oksijen azalıyor. İkincisi ise besin kirliliği. Tarımsal gübreler ve atıklar suya azot ve fosfor taşıyor. Bu maddeler alg patlamalarına yol açıyor. Algler öldüğünde, onları parçalayan mikroorganizmalar sudaki oksijeni tüketiyor. Sonuçta “ölü bölgeler” oluşuyor.

    İklim sistemi için yeni bir risk
    Oksijensiz ortamlar yalnızca ekosistemleri değil, iklimi de etkiliyor. Bu koşullarda metan ve azot protoksit gibi güçlü sera gazları açığa çıkabiliyor. Bu gazlar karbondioksitten daha yüksek ısınma potansiyeline sahip. Yani su sistemlerindeki oksijen kaybı, iklim krizini artıran bir geri besleme mekanizmasına dönüşebilir.

    Oksijen kaybı küresel bir eşik
    Araştırmacılar, su kütlelerindeki oksijen kaybının artık diğer sınırlarla iç içe geçmiş bir alt başlık değil, başlı başına küresel bir eşik olduğunu savunuyor.
    Çünkü bu süreç:
    • İklim değişikliğiyle bağlantılı
    • Biyoçeşitlilik kaybını hızlandırıyor
    • Besin güvenliğini etkiliyor
    • Ekonomik kayıplara yol açıyor
    Gezegen sınırları çerçevesi, geri dönülmez eşiklere ulaşmadan önce uyarı vermeyi amaçlıyor. Oksijen kaybı da bu erken uyarı sinyallerinden biri olabilir.

    İşte büyük resim…
    Gezegen sınırları tek tek değil, birlikte işliyor. İklim değişikliği, su döngüsü, besin akışları ve ekosistem bütünlüğü birbirine bağlı.
    Soru şu: Politikalar bu bağlantıyı yeterince dikkate alıyor mu?
    Suların oksijen kaybetmesi, görünmeyen ama hızlanan bir süreç. Bu süreci ayrı bir sınır olarak tanımak, sorunu daha net ölçmek ve önceliklendirmek anlamına geliyor.

    Gezegenin güvenli alanı daralırken, sınırların hikâyesi bize aynı mesajı veriyor: Sistemik riskleri erken görmek, geç kalmaktan daha az maliyetlidir.

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu